Masume'nin Adı ve Kalbi

Mayın Tarlasına Çiçek Ekmek

04.03.2026
Mayın Tarlasına Çiçek Ekmek

 

 

MAYIN TARLASINA ÇİÇEK EKMEK

 

Korku mayındır.

Sevgi çiçek.

 

Allah’ın adı anıldığında insan,

korkunun üstüne basmadan yürüyebilir.

 Bu hikâye o yürüyüşün hikâyesi.

 

-Selcen Öcal

 

Not: Kerem kimsenin gözlerinin içine bakarak konuşamıyor. Yoksa sen de mi? 

 

   -Rüzgârın haber taşıma özelliği var Mahbube biliyor musun, ya çok özür dilerim hemen çeviriyorum. Bir dakika bunu nasıl çevireceğim ki ben. Mahbube çeviremiyorum. Ama bir dakika gösterebilirim.

-Mahbube anladın mı şimdi. Yani insan isterse hey şeyi anlatabilir. Tabii anlamak ve dinlemek isterse. Seni dinlemeyenlere hiçbir şeyini anlatma tamam mı.

Yoksa cümlelerin yosun olup ayağına dolaşıyor gibi hissediyorsun ben biliyorum.

   Tamam anlamında başını salladı Mahbube, Kerem’e el salladı ve okulun önünden evlerine doğru gittiler. Evleri uzak değildi o sebeple anneleri ve babaları onların yürümesine izin veriyordu. Mahalleri de tekinsiz bir mahalle değildi. Neredeyse hasret kalınan tablo olan, son 10 yıldır hiçbir hırsızlık vakasının duyulmadığı, Antalya’nın ağaçların ıslık çaldığı, sessiz ve sakin mahallelerinden birinde yaşıyorlardı.

   Kerem, şimdilerde onu seven, cümleleriyle ve konuşmasıyla hiç dalga geçmeyen, üzmemek için çaba sarf eden bu arkadaşını sıkça düşünüyordu. Neden bu kadar çok düşünüyordu…

Meğer insanın aklı hep anlaşıldığını hissettiği yerde kalırmış.

 

   Sabah olsa da okula gitse: artık okul onun için: Zorla gitmesi gerektiği bir mayın tarlası olmaktan çıkmıştı. Mayınlar aklına bile gelmiyordu.

   İlk okul gününü hatırlıyordu. Acaba ne zaman unutacaktı -hep düşünüyordu bunu.- Mahbube’den sonra bu düşüncesinin yerini: Hatırlamak acı vermez, ders verir düşüncesi aldı tabii.

   İçinden, bugün hiç gelmese diyordu. Çünkü öğretmeninin, son olarak araştırma üzerine verdiği ödevi herkes tahtada arkadaşlarına kısa bir konuşma şeklinde sunacaktı. Ya öğretmenim beni kaldırırsa, diye ödü kopuyordu. ‘‘Herkesin karşısında ve de gözlerin içine bakar konuşma’’ mayını içinde yanmaya başlamıştı bile. Annesine bugün okula gitmek istemediğini ve korkularını sebepleriyle anlattı,  Kerem.

   Annesi de ona dönüp şöyle dedi: Hayatta, her zaman; duymak istemediğin sözlerle ve zor gelecek hislerle, duygularla karşılaşacaksın tatlım. Ve devam etti…

   Hayat bazen mayın tarlasındaymışsın gibi hissettirir. Bazı insanların cümleleriyle ve hatta elleriyle bile, önüne mayın ektiklerini göreceksin. Ancak burada önemli olan bu durumda senin ne yapacağın ve vereceğin cevap olacaktır.

-…

Peki o hâlde iyice dinle bakalım. 

   İlk olarak o an kendine hemen hatırlatman gereken ‘’Allah benim yanımda.’’ cümlesi olacak. Çünkü, O gerçekten orada ve her zaman orada olacağının sözünü bize verdi ve biz de Rabbimize verdik: Keremciğim. Karşılıklı sözleşme gibi düşün. O zaten hep bizim yanımızda. Biz Rabbimizi unutabiliriz ama O bizi unutmaz…

   Bunu kendine hatırlattıktan sonra bir adım atman gerekir: Ya o mayını ellerinle toplayacaksın ya da mayının yanından geçip biraz daha ilerisine bir çiçek ekeceksin…

Şimdi sana soruyorum insan hangisini tercih etmelidir?

-Anne tabii ki mayına ellersem patlar...

-İşte yavrum. Zaten Rabbimizin de bizden istediği: O’nun, her zaman yanımızda olduğunu hatırlayıp, mayına dokunmadan es geçmemiz ve biraz ileriye bir çiçek ekmemizdir.

Peki birine söylediğimiz: Kötü sözler, alay davranışları ve kötü hissettiren her davranış-itmek kakmak vb. gibi davranış ve sözler- bu durumda bir mayınsa, çiçekler ne oluyor?

-Anneciğim o zaman ekilen çiçekler de: Güzel sözlerimiz, güzel davranışlarımız ve güzel hissettiren her şey oluyor.  

-Evet, benim kuzum.

   Şimdiiii seçim senin: İstersen git okuluna ve bir mayınla karşılaş, Rabbine güven ve geçip gidip bir çiçek dik. İstersen de…

-Gideceğim anneciğim.

-Tamam o hâlde akşama ektiğin çiçekleri konuşur beraber güzel bakarız ve sularız inşallah merakla bekliyor olacağım tatlım, görüşürüz…

-Sular mıyız, Allah Allah. Nasıl, neyse akşam öğrenirim nasılsa.

 

   O günden sonra Kerem için, annesiyle yaptığı bu konuşma:  Kerem’in mayın tarlasında gibi hissettiği her anında hemen yardımına koşan bir anısı olmuştu…

 

   Sabah olmuştu bile, -tam Kerem’in duasındaki gibi hemencecik güneş doğmuştu- Kerem Mahbube’yi sınıfta bekliyordu. Mahbube sınıfa girer girmez Kerem ayağa kalktı ve öğretmeninin çağırmasını beklemeden İlk sunumu ben yapabilir miyim öğretmenim, dedi. Öğretmeni onay verince Mahbube, bir göz kırpması selam verdi ve Kerem sahneye çıktı… Ve başladı, konuşmaya…

-Arkadaşlar, İnsan bazen mayın tarlasında gibi hissedebilir…

 

(Gözlerin içine korkmadan bak, ve konuş.) J

 

 

 

 

Yazardan Ebeveynlere notlar:

 

   Evinde huzuru olmayan her çocuk adı ve şartı ne olursa olsun: Kendini dışarı atar. Önce parka, sonra doğaya ve sonra da insanlara. Evet evet, bir nevi fırlatır. Çünkü yabancı gelmez ona alışık olduğu şey. İnsanların yalnızca başka ellerle itilmediğini daha çok küçük yaşta öğrenmiştir. İnsanlar yalnızca elleriyle itmez:

   İnsanlar dilleriyle, konuşmak istedikleriyle ya da susmak istedikleriyle, bakışlarıyla ya da bakmayışlarıyla da iter…

Yeter ki itmek istesin: Bahanelerle, çuvaldızlarla ve gizlemeklerle…

  

   /Hiçbir şeyi beceremesek bile şunu yapabilsek ne güzel olurdu: Çocuklarınıza, şu anda yaşadıkları evlerinin, her yerden daha sevimli ve sevgili gelmesini…

  İnsan itildiğini hissettiği yere, zorla gider. Zorla gitmek zorunda olduğunu hissettiği yerde huzurlu olmaz ve huzurlu olmadığı yerden kaçar: er ya da geç…